24 Temmuz 2007 Salı

Halk İçin Halka Rağmen...

Halk için halka rağmen... Bu siyasi ilke sadece totaliter, tepeden inmeci siyasi hareketler için geçerli değil ne yazık ki... Bizde büyük bir geçmişi var... Hatırlayalım; "bu memlekete komünizm gerekirse de biz getiririz" sayıklamaları mesela... Komik, ama bugünden bakınca öyle... Yoksa çok trajik... Devletine güvenmeyen bir halk ve halkına güvenmeyen bir devlet... Aydınına güvenmeyen bir halk ve halkı hakir gören aydın... Yakup Kadri'nin Yaban'ı geliyor aklıma... Medya kulelerinden kerameti kendinden menkul komplo teorileri ve orta sınıf paranoya hikayeleri üretip, halkın bunları dikkate alacağı beklentisi içinde olmak... Trajik bir durum daha...

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını aptal, cahil ve rüşvetle satın alınabilir bir güruh olarak resmetmek faciadır. Haydi oradan, diyesi geliyor insanın... Bir yandan da aman siz öyle devam edin demek istiyorum. Böyle devam edin de hatıranız bile kalmasın bu memlekette...

Vatandaşımız bir tercih yapmış ve bir siyasi, ekonomik, kültürel projeye destek vermiştir. Siz de seçilmek istiyorsanız, önce vatandaşa kulak vereceksiniz... Yalnız halkı dinlemek, baş tacı etmek demek her isteğe boyun eğmek demek değildir. Yanlış gördüğünüzü söyleyecek, anlatacak, insanları ikna edeceksiniz. Demek ki memleketin en az yarısı rejimin tehlikede olduğu görüşünü paylaşmıyor, bu konuda ikna olmuş değil. Hatta daha ileri giderek bunu bir iç politika manevrası olarak değerlendirmiş. Çok kızmış. Ve e-muhtıra, cumhurbaşkanı seçim sürecinde anayasa mahkemesinin hukuku zorlayan kararı ve emekli subaylarımızın CHP - DSP nezdindeki sair girişimleri öncesinde taş çatlasa %30 civarında olan AKP oy oranı, gelmiş %50'lere dayanmış. Rejim tehlikede, bölündük, bölüneceğiz gibi korku etiketli mallar piyasada para etmiyor demek ki... Demek ki halkımızın can yakıcı sorunlarına değen parti AKP olmuş. Bir ölçüde de MHP olmuş. Belli bir orta sınıf segmentinin ve sivil, askeri bürokrasinin oyları artık bir partiyi iktidara taşımaya yetmiyormuş. Zira orta sınıfın yapısı ciddi bir değişikliğe uğramış ve orta sınıf artık çok büyümüş. Artık yeni orta sınıf, 60'ların, 70'lerin laz müteahhitleri ile devlete sırtını dayayan sahtekâr Yahya Demirel tipolojilerinden ibaret değil. Anadoluda ciddi bir sermaye birikimi, ihracata dayalı kalkınma ve dünya ile yoğun temas söz konusu. Öyle olmasa Türk balıkçıları Büyük Okyanus'ta aşırı ton balığı avı nedeniyle Japonya tarafından şikayet edilmez, Afrika ülkelerinde anneler çeşmeden su doldururken (adını duymadığımız) Türk salça ve margarin fabrikalarının tenekelerini kullanmazdı. Bunlar basit örnekler ama CHP kurmaylarının fena halde gözünden kaçmış durumda.

Gelelim AKP'nin popülistliği iddiasına... Oyumu AKP'ye vermedim. Ama Sezar'ın hakkı Sezar'a... AKP'de ne tür bir popülist damar, cevher keşfedildiğini anlamakta zorluk çekiyorum. AKP'nin fındık üreticilerine sübvansiyon vermeyi reddetmesi buna rağmen oy almasını açıklayamıyoruz işte, değil mi? Hani bu 'cahil' halk, 'utanmadan' gitti oyunu AKP'ye verdi... Üstelik de AKP bir adım geri atmadı... Böyle popülizm olur mu? Popülizmi esas deneyen partiler CHP ve MHP oldu. Halka 1 YTL mazot önerenler, ÖSS'yi kaldıracağız diyenlerin yaptığı popülizm değil miydi? Biz az mı çektik kaynağı olmayan ödenek ve sübvansiyonlardan? CHP, böldürmeyeceğiz, ettirmeyeceğiz, yaptırmayacağız türevi bir politika izledi. MHP'de öyle... Aralarındaki fark ikincisinin bu görüşlerin ülkemizdeki esas adresi olmasıydı ve karşılığını da tekrar meclise girerek aldı. CHP'ye Onur Öymen ve diğer kurmaylarının şahin soslu kavgacı tavırları yakışmadı, halkımız Erdal İnönü'nün nezaketini ve uzlaşmacılığını aradı; tabii boşuna aradı. Halk ister kabul edin, ister etmeyin CHP'yi mahallenin yaramaz çocuğu olarak görüyor. Kriz, kavga, istikrarsızlık ile eş tutuyor. Bu imaj/gerçek (artık hangisini tercih ederseniz) nasıl oluştu? Hep dış mihraklar mı neden oldu bu kopukluğa? Unutmayalım, seçimi negatif söylemi (-meyeceğiz, -mayacağız) tutturanlar değil, pozitif söylemi yani yaptık, ettik, şunu yapacağız, bunu edeceğiz diyenler kazandı.

Başka bir haksızlık daha var halkımıza yapılan... Halkın sadece ekonomik koşulları ve fakirliğine kurban giderek AKP'ye oy verdiği, 2 çuval bulgura teslim olduğu şeklinde. Eğer böyle olsaydı doğrudan IMF politikalarını uygulayan, mazotta indirim yapmam, tarımda sübvansiyon vermem, faizleri düşürmem, doları indirmem vb. diyen bir hükümet yeniden destek alabilir miydi? Şimdi kimse bana halkımızın bunları anlayamayacak kadar cahil olduğunu falan söylemesin. Artık gerçekle temas etme zamanıdır. Halkımız bahse konu bütün bu ekonomik parametrelerin kendi yaşamlarındaki karşılığını, medya kulelerinde, plazalarda, çok bir güvenlikli özel sitelerde hayat sürüp buradan halkın 'gerçek' ihtiyaçları üzerinden ahkâm kesenlerden çok daha iyi bilmektedir.

Şu halde tahminleriniz yanlış, halkı tanımıyorsunuz, ihtiyaçlarını bilmiyorsunuz, anlattığınız komplo hikayelerine sizden başka inanan, sizden başka paranoya şerbetini damıtan ve üstüne üstlük oturup bir dikişte içen yok işte... Buradan başarı çıkabilir mi?

Ve son haksızlık... Neymiş, Yunanı, Ermenisi, Kürdü, AB'si, ABD'si AKP'yi destekliyormuş, Türkçe yazan medya da buna çanak tutuyormuş da 'cahil' ve 'aptal' halk o yüzden gitmiş AKP'yi seçmiş. Böyle bir seçim analizi olur mu, yapılır mı? Demek Barzani bu kadar güçlüymüş ha? Demek Antalya'da Türkmenbaşı kahvesinde, Konya Ovası'nda Kamyoncular durağında bile Barzani'nin, ABD'nin, Yunan'ın borusu ötüyormuş öyle mi? Bu ülkeye böyle bir yafta yakıştırma cüreti nereden bulunabiliyor? O halde neden AKP, DTP'ye (hani o Barzanici DTP'ye) güya kendi evinde bu kadar büyük bir darbeyi nasıl vurabildi? Daha dün ABD ve Rusya'yı bodoslama karşısına alarak İran ile çok önemli bir doğalgaz anlaşması imzalayan bu hükümet değil miydi?

Örnek vermek istemiyorum artık, hepsi orada...

AKP'yi siyaseten, ekonomik, kültürel vb. manada devirmek istiyorsanız, önce sağlam analizlere dayalı sağlam politikalar oluşturacaksınız. Bunu da kusura bakmayın, zahmet olacak ama halk ile birlikte yapacaksınız. Tayyip Erdoğan her bir vilayetimizi 7 - 8 kere ziyaret mi etmiş, siz 25 kere ziyaret edeceksiniz, AKP girmedik ev, kahve, mezra, köy, nahiye, ilçe, şehir bırakmamış mı, siz ondan daha iyisini yapacaksınız. Halkın nabzını tutacaksınız. Halk için halka rağmen değil, halk için halka beraber iş yapacaksınız. Bu seçimin verdiği en önemli derslerden birisi budur.

Artık sivil ve askeri bürokrasinin (doğru ya da yanlış) verdiği desteğe güvenerek iktidar olunamayacak bir demokrasi olgunluğu ülkemizde yerleşmiş bulunmaktadır. Siyaset yapmak isteyen, kulislerden, devlet dairelerinden, kışladan icazet, vesayet beklemeyecek, halkın karşısına çıkacak ve halkın arasında yaşayacak. AKP bunu yaptı ve başardı. Reçete bellidir.

AKP'nin eleştirilmesi gereken, binbir kusuru bulunmaktadır. Ben AKP'yi ağırlıklı olarak soldan eleştiriyorum. Demokratikleşme, kamu reformu (hesap verilebilirlik, şeffaflık, yönetişim), AB'ye uyum çalışmaları, gelir dağılımı adaletsizliği, çarpık özelleştirme anlayışı, sosyal adalet ve hukukun üstünlüğü vb. konularında dünya kadar eleştirim var. Dış politika konusunda yazdıklarımı da biliyorsunuz. Ama seçim öncesinde güya halk adına koparılan tüm fırtınalar artık dinmiş görünmektedir. Artık uzlaşma zamanıdır, ama ilk uzlaşma sandık ile, sandıktan çıkan sonuç ile uzlaşma olmalıdır. Artık CHP halka 'gerçek'leri anlatan büyük abi rolünü bırakıp, halkı anlamaya çalışan, halktan biri olmak durumundadır. Ne yazık ki seçim sonrası gelişmeler bu doğrultuda değildir. Daha dün oy istediğin halkı bugün mantıksızlık, aptallık ve cehaletle suçlamak hem çok ayıptır, hem de tabuta bir çivi daha çakmıştır.

Türkiye'de her eğilimin mecliste temsil edilmesi gerekir. Bu seçim de temsil sorununu tam olarak çözebilmiş değildir. DTP, MHP ve sair bağımsızların meclisimize girmesi büyük bir sevinç kaynağıdır benim için. Zira biz demokratik ve laik bir hukuk devleti isek herşeyin çözüm yeri orasıdır; kanla yoğurduğumuz, uğruna yüzbinleri feda ettiğimiz rejimiz, Cumhuriyetimiz esasen orada simgeleşmektedir. PKK'yı boğacağımız yer de orasıdır, yurttaşımıza (rahmetli Bülent Ecevit'in deyişiyle) ne ezen, ne ezilen, insanca ve hakça bir düzen sağlamak için kullanacağımız temel mecra da orasıdır.

Umarım bir gün gerçekten sosyal demokrat, özgürlükçü, laik ve demokratik bir sol ülkemde serpilir de mecliste temsil edilemeyen benim gibiler için de bir umut ışığı doğar. Zira benim gibi düşünenlerin çıkacağı bir dağ yok, olsa da çıkmazdık... Arkasında sivil-askeri bürokrasi yok, olsa da istemezdik... Çek, senet, ihale takipçiliği ile işimiz olmaz... Bulgur dağıtamayız, hem paramız yok, hem de hicap ederiz... Bu ülkenin anayasal düzenine şeklen değil özünden bağlıyız... Kalben bağlıyız diyenlerin fena halde şekilci olduğu kanısındayız... Ne mutlu Türküm diyene derken bunu "Türküm de lan, sana verilenle mutlu ol, kafanı kırarım yoksa" manasında söylemiyoruz. Aksine ülkemizde yaşayan vatandaş, misafir, mülteci herkesin kendisine Türküm demekten iftihar edeceği bir ülke yaratmak için ulu önderin verdiği büyük bir esin kaynağı olduğu için söylüyoruz... Anayasamızda değiştirilemeyecek, değiştirilmesi teklif dâhi edilemeyecek Türkiye tarifinde yer alan Demokrasi, Laiklik, Sosyal, Hukuk Devleti kelimelerinden hiçbirini, yek diğerine üstün görmüyoruz... Anayasal ilkeleri, vatandaşlar arasında husumet, ayrılık yaratmak için kullanımıyoruz, aksine birleştirici yönüne vurgu yapıyoruz... Bunun için de bu altta başka hesapların yattığı buz gibi belli olan Laik - İslamcı vb. ayrımlara gülüp geçiyoruz...

Fikirlerimizden ve onurumuzdan başka da kaybedeceğimiz bir şey yok...

Sıra başta CHP olmak üzere diğer merkez partilerinde; ister sol, ister liberal, ister demokrat olsun fikirlerinden ve onurundan başka kaybedecek şeyleri olanlar, hemen temizleseler ve halka rağmen halk için ilkesini derhal bıraksalar çok iyi olacak...

0 yorum: